Tag: çocuk masalları

ERDEM VE CADI
ERDEM VE CADI

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal pireler berber iken, ben dayımın beşiğinde tıngır mıngır sallanır iken, uzaklarda bir yerlerde koca koca çam ağaçlarının arkasında küçük bir köy varmış. Bu köy büyük dağların arasında kaldığı için pek kimse yerini bilmezmiş. O yüzden bu köyde yaşayanlar birbirlerinden başka çok bir insan tanımazlarmış. Bir de bu köyün bir özelliği varmış. Bu köyde yaşayan herkesin boyu küçücükmüş. Yani dışarıdan bakıldığında hepsi birer cüce gibi gözüküyorlarmış. Gel zaman git zaman bu köyde bir çocuk doğmuş. Ama bu çocuk köydeki hiç kimse gibi kısa değilmiş. Hatta tam tersi yıllar geçiyor çocuk uzadıkça uzuyor, hatta boyu iki metreye yaklaşıyormuş. Yanında kalan annesi ve babası çocuğun yanında adeta küçük bir nokta gibi duruyormuş. Çocuğun adı da Erdemmiş. Erdem neden boyu bu kadar uzun diye düşünmeden edemiyormuş. Hatta kendini çok kötü hissediyor, hep yalnız başına takılıyor, arkadaşları onunla kimseye benzemediği için alay ediyor, dalga geçiyorlarmış.

Erdem durumuna üzüle dursun, köyün bir iki kilometre ilerisinde bir cadının kulübesi varmış. Ama bu cadı kötü bir cadı değilmiş. Diğer cadıların aksine bu cadı insanlara yardım eder, köyde yaşayanların toprakları bereketli olsun, daha çok ve daha güzel meyveleri sebzeleri olsun diye her sene iksir yapar, tüm köylüye dağıtırmış. Köylüler de bu cadıyı çok severler, sürekli evlerine sofralarına konuk ederlermiş.

Bir gün Erdem yine haline üzüle üzüle yürümeye başlamış. Ama Erdem o kadar dalgınmış ki, ne kadar yürüdüğünü fark etmemiş. Birden etrafına dikkatlice bakınca köyünden epey uzaklaştığını fark etmiş. Tam karşısında küçük, mor bir kulübe duruyormuş. Erdem gece olduğu ve hava karardığı için geriye gitmeye cesaret edememiş ve hemen karşısında duran mor kulübenin kapısını çalmaya karar vermiş.

Erdem usulca çok ses çıkarmadan kulübeye doğru gitmiş ve kapısını çalmış. Kapıyı açanı görünce çok şaşırmış. Karşısında gencecik bir kız duruyormuş. Kızın başında da kocaman mor bir şapka varmış. Erdem daha önce böyle bir şapka görmemiş. Hemen kıza sormuş;’’ Merhaba. Ben kayboldum. Gece olduğu için de geri gidemiyorum. Rica etsem sizin evinizde bu gece kalabilir miyim?’’ demiş. Cadı kız da ‘’Tabii ki!’’ demiş ve Erdem’i içeri almış. Erdeme yemek ikram ettikten sonra Erdem yine merak etmiş ve sormuş.’’Başındaki şapka ne şapkası? Daha önce hayatımda böyle bir şapka görmedim’’. Cadı da gülerek cevap vermiş. ‘’Demek ki hayatında daha önce hiç cadı görmedin!’’ demiş. Cadı kelimesini duyunca Erdem korkmuş. Cadı da Erdem’in korktuğunu anlamış.’’Merak etme ben öyle masallardaki gibi korkulu bir cadı değilim. Ben insanlara yardım ederim. İnsanların dertlerini daha onlar söylemeden anlarım. Senin de derdin boyunun çok uzun olmasıyla değil mi?’’ demiş. Cadı böyle sorunca Erdem şaşırmış ve anlatmaya başlamış. Erdem anlattıkça cadı Erdem’in ne kadar üzüldüğünü görmüş ve ona bir iksir hazırlamaya karar vermiş. Erdeme uzun boylu olmasının kafasına takılacak bir şey olmadığını anlatmış ama Erdem yine de istemiyormuş. Biraz daha sohbet edip yataklarına yatmışlar. Cadı yatmadan önce Erdem’in bardağındaki suyun içine iksiri dökmüş. Erdem gece suyu içip yatmış. Sabah uyandıklarında Erdem diğer arkadaşları gibi kısa boyluymuş. Kendine aynada bakınca gözlerine inanamamış. Cadıya defalarca teşekkür etmiş ve köyüne doğru yola koyulmuş. O günden sonra da cadıyla çok iyi arkadaş olmuşlar. Herkes mutlu mesut yaşamış.

SİHİRLİ ŞAPKA
SİHİRLİ ŞAPKA

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellallığı pireler berber iken, ben anamın beşiği de tandır mıngır sallanır iken, buradan çok uzaklarda bir yerde kimsenin bilmediği bir şapka varmış. Bu şapka zamanla bir cadının şapkasıymış. Cadı bu şapkayı kullanarak görünmez olur, Görmek istediği yerlere gizlice girermiş. Ama bu şapkayı bir kere takan artık ölünceye kadar o şapkanın sahibi haline gelirmiş. Bir gün şapkanın sahibi cadı ölmüş. Şapka da sahipsiz bir şekilde cadının evinde duruyormuş. Günlerden bir gün o kadar çok yağmur yağmış, o kadar çok rüzgar çıkmış ki, cadının evinin pencereleri açılıvermiş. Evin içine rüzgar dolmuş. Ama bir rüzgar öyle sert esmiş ki, şapka olduğu masanın üstünden uçuvermiş, pencereden aşağıya düşüvermiş. Dışarıdaki yoldaki rüzgar da şapkayı almış ve sürüklemiş. Şapka birden kendini bir ormanda buluvermiş. Ormanın hemen yanında da bir köy varmış. Bu köyde son zamanlarda çok fazla hırsızlık olmaya başlamış. Köylünün yediği içtiği ne varsa çalıyormuş hırsızlar. Köylüler perişan haldelermiş.

Şapka aylar geçmiş, hala ormanda yeni sahibini bekliyormuş.

Bizim köyde de yaşayan bir genç çocuk varmış. Bu genç çocuk hangi işe girse ikinci gün onu kovarlarmış. Zavallı annesi oğluna çok üzülürmüş. Bu oğlanın da elinden hiç bir iş gelmezmiş. Tek bildiği ve en iyi yaptığı şey gezmekmiş. Koca gün gezse hiç sıkılmazmış. Annesi de bir işe girmediği için hem üzülür hem de oğluna kızarmış. İşte bu oğlanın adı Zeki imiş. İsmi her ne kadar Zeki olsa da kendisinin zeki olduğu söylenemezmiş.

Günlerden bir gün Zeki yine işten kovulmuş ve ormana doğru gezintiye çıkmış. Önüne gelen her şeyi bakmadan tekmeliyormuş. Bir şapka görmüş. Yine tekmelemiş. Ama o da ne ? Şapka yerinden oynamamış. Şaşırmış ve şapkaya doğru eğilmiş. Şapka birden konuşmaya başlamış. Zeki korkmuş ve şapkayı elinden fırlatmış. Bunun üzerine şapka ;

-‘’ Korkma benden. Sen benim yeni sahibimsin. Her kim beni eline alırsa o benim sahibim olur. Her kim beni kafasına takarsa görünmez olur. ‘’ Zeki çok şaşırmış. Orada bir ağacın altında oturup şapkayla uzun uzun konuşmuşlar. Zeki köyünde olanları anlatmış, iş bulamadığını anlatmış. Bunun üzerine şapka;

-‘’Seninle bir anlaşma yapalım. Sen beni geceleri tak. Ben seni görünmez yapayım. Sen de geceleri köyünde olan bitenleri izle. Hem belki bu sayede köyündeki hırsızları da yakalayabilirsin. Hem de bir işin olmuş olur.’’

Zeki bu fikre baştan sıcak bakmasa da sonradan kabul etmiş. Ve başlamışlar geceyi beklemeye. Gece olmuş. Zeki şapkayı başına taktığı anda bir de bakmış ki görünmez olmuş. Yani şapka doğru söylüyor, yalan atmıyormuş. Zeki başlamış köyün içinde dolaşmaya. Bir de ne görsün. Hırsızlar köydeki bakkalı soyuyorlarmış. Ne yapsam diye düşünürken yerde bir sopa görmüş. Hemen sopa almış ve hırsızlara vurmaya başlamış. Hırsızlar şaşkına dönmüşler. Bir sopa kendi kendine bunlara vuruyormuş. Zeki hırsızları yakalarından tutmuş ve hemen köyün bekçi polisine götürmüş. Tam götürürken de şapkayı çıkarmış, görünür olmuş. Bekçi elinde hırsızlarla Zeki’yi görünce çok şaşırmış. Nasıl bulduğunu sorduğunda Zeki sadece şapkaya bakarak gülmüş. Bekçi polis nasıl olduğunu anlamasa da kabul etmiş. Ve zekiye iş teklif etmiş. Zeki artık köyde yeni polis bekçisi yardımcısı olmuş. Köylüler artık zekiyi çok seviyorlarmış. Annesi de oğluyla gurur duyuyormuş. Zeki ve şapkası bu sırrı ölene kadar saklamışlar.