Tag: masal dinle

AYLİN’İN TATLI KIVIRCIK KOYUNU
AYLİN’İN TATLI KIVIRCIK KOYUNU

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal pireler berber iken, ben dayımın beşiğinde tıngır mıngır sallanır iken, buralardan çok uzaklarda bir yerlerde bir köyde altı yaşında ufak bir kız çocuğu yaşarmış. Bu kız çocuğunun adı Aylin imiş. Aylin çok akıllı, çok uslu, çok duygusal bir kızmış. Birisi sesini yükselttiğinde hemen ona bağırıyorlar sanar, bir kenara çekilir hüngür hüngür ağlarmış. Ailesi Aylin’e hiç kızmazlarmış. Aylin her gün evlerinin bahçesine çıkar, bahçedeki tüm çiçekleri, ağaçları, tarlaları sular şarkılar söyleye söyleye tüm gün bahçede vaktini geçirirmiş. Bir gün yine bahçede böyle domatesleri sularken yan bahçede babasıyla komşularının konuştuğunu görmüş. Acaba ne diyorlar diye merak etmiş ve onlara doğru daha da yaklaşmış. Kurban bayramı, koyun, inek gibi birkaç kelime duymuş ama anlamamış. Bahçe sulamaya devam etmiş. Akşam olduğunda eve girmiş. Hep birlikte yemek yerlerken babası annesine yarın hayvan almaya gideceğiz diğer köye demiş. Aylin hala denilenleri anlayamıyormuş. Birden babasının bugün yan komşuları Ali amcayla konuşmaları aklına gelmiş. Yemeklerini yemişler ve televizyon izlemeye başlamışlar. Televizyonda haberlerde inekleri gösteriyormuş. Aylin herhalde yakında hayvanları sevme günü var o yüzden böyle gösteriyorlar diye düşünmüş. Ertesi gün uykusundan uyanmış, babasıyla gitmek istemiş ama babası Aylin’i yanına almamış. Aylin çok üzülmüş ama bahçeye çıkıp bahçedeki çiçekleri sulamaya devam etmiş. Birkaç saat sonra bir de ne görsün! Babası eline bir koyunla bahçeye doğru geliyormuş. Bunu gören Aylin babasının kendisine hediye olarak koyun olduğunu sanmış ve babasına doğru koşmaya başlamış. Aylin’in koştuğunu gören koyun ürkmüş ve kaçmaya çalışmış babası tutmuş. Aylin babasına; ‘’Babacığım! Bana hediye olarak koyun mu aldın? Çok teşekkür ederim ona çok iyi bakacağım! ‘’ demiş. Babası da gülerek; ‘’ Hayır güzel kızım bu sana bir hediyem değil. Kurban bayramı yaklaşıyor. Kurban bayramında durumu iyi olan insanlar hayvan keserler ve durumu olmayan kesemeyen insanlara dağıtırlar. Herkes birbirine yardım eder.’’ Demiş.

Aylin her gün gidip koyunu beslemiş. Onu sevmiş, su vermiş. Koyun da Aylin’den ilk günkü kadar korkmuyormuş. Hatta Aylin gelince hoplayıp zıplamaya başlıyormuş. Aylin ve koyun günden güne iyice anlaşmaya başlamışlar. Hatta babası koyunun iplerini salıyormuş ama koyun Aylin’in yanından bir dakika bile ayrılmıyormuş. Aylin bahçe sularken koyun Aylin’i izliyor, bir yandan bahçedeki fazlalık otları yiyormuş. Aylin de koyunun bu haline çok gülüyor, çok eğleniyormuş. Günler geçmiş kurban bayramı iyice yaklaşmaya başlamış Aylin artık yavaş yavaş koyununun gideceğini fark etmeye başlamış. Günler geçtikçe koyunu daha çok seviyor, ondan ayrılmak istemiyormuş. Her gün koyunla beraber çıkmaya devam etmiş dışarı. Bir gün yine koyununun ipine çözmeye gitmiş bir de bakmış ki koyunu yerinde yok! Oturmuş ağlamaya başlamış. Aylin’in ağladığını duyan annesi kızının yanına koşmuş. Aylin’e ne olduğunu sormuş. Aylin de koyununu göremediğini o yüzden ağladığını anlatırken bir de bakmış ki koyunu bahçenin öbür ucundan Aylin’e doğru koşmaya başlamış. Oysa ki babası bu sabah koyunu gezdirmeye çıkarmış. Aylin koyununa kavuşunca babasının yanına koşmuş. ‘’ Babacım! Ne olursun bu koyundan beni ayırma, lütfen babacığım ben bu koyunu çok seviyorum, o giderse ağlamaktan duramam ne olursun babacım lütfen bizi ayırma’’ demiş ve ağlamaya başlamış. Kızının bu kadar ağladığını gören babası da dayanamamış ve tamam demiş. Koyun ve Aylin uzun zaman birlikte mutlu mesut yaşamışlar.

OBUR KAPLUMBAĞA MASALI
OBUR KAPLUMBAĞA MASALI

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak mı uzak diyarların birinde bulunan sevgi ülkesinin içerisinde büyük bir bahçe varmış. Bu bahçe öyle güzel bir bahçeymiş ki her gören ona hayran kalırmış. Meyveler- sebzeler büyüdüğünde rengârenk gözükür, çiçek açan ağaçlar bahçeyi adeta bir tablo haline çevirirmiş.

Bu güzel bahçenin içerisinde bir sürü hayvan yaşar, her biri diğerleri ile iyi geçinerek mutlu ve huzurlu bir hayat sürermiş. Bu hayvanların arasında senelerden beri arkadaş olan iki kaplumbağa yaşarmış. Bu kaplumbağalardan birisinin adı Teyşa iken diğerinin adı da Pişni imiş. Teyşa ile Pişni o kadar iyi anlaşırlarmış ki, bu güzel bahçede tüm dostlar kendilerine bu ili arkadaşı örnek alırmış.

Teyşa çok hareketli bir kaplumbağa imiş. Oldukça yardımsever ve çalışkan olan Teyşa, bahçede kimin yardıma ihtiyacı varsa hemen yanına koşarmış. Pişni ise tembel mi tembel, dünya yansa umuru olmayan,  başkalarına yardım etmekten de pek hoşlanmayan bir kaplumbağaymış. Pişni sadece yemek yemeyi çok sever, bahçede gördüğü her şeyi yermiş. Bu yüzden Pişni çok tombul bir kaplumbağa imiş, artık neredeyse zor hareket ediyormuş.

Teyşa her gün yürüyüşünü yapan ve sağlığına dikkat eden bir kaplumbağa iken, arkadaşı Pişni ise onun tam tersi imiş. Teyşa sabah yürüyüş yaparken yolda gördüğü hayvanlarla tanışır ve onlarla sohbet edip arkadaş olurken, Pişni ise her gün yaptığı gibi bol bol yemek yiyerek Teyşa’nın yanına gelmesini beklermiş.

Teyşa, arkadaşı olan Pişni’ye sürekli olarak hareket etmesi gerektiğini ve çok yemek yediğini söylese de Pişni buna aldırmaz, kendi bildiğini yapmaya devam edermiş.

Günlerden bir gün Teyşa, ısrar kıyamet, yalvar yakar Pişni’yi bahçede yürüyüş yapmaya ikna etmiş. Çok mutlu olan Teyşa hemen Pişni ile birlikte yürürken ona tanıştığı yeni hayvanları göstermeye başlamış. Ancak bir­kaç adım giden Pişni “Yoruldum!” diye şikâyet etmeye başlamasın mı? Teyşa arkadaşını ilk günden yormak istemediği için uygun bir yerde durmuşlar. Yürüyüşün başından beri bir şey yemeyen Pişni’nin aklında sadece yemek yemek varmış. Yiyecek bir şeyler bulmak için etrafa bakmaya başlayan Pişni, daha önce hiç görmediği kırmızı meyvelerle örülü bir sarmaşık görmüş. Yemek için hemen ileri doğru atılmış. Arkadaşı Teyşa;

Teyşa: ‘Hayır, Pişni onları yememelisin. Ne olduğunu bilmiyorsun ki, ilk defa gördün. Onlar zararlı olabilirler’ demiş.

Pişni: ‘ Baksana kırmızı kırmızı meyveler. Ne kadar da güzel görünüyor, bence sen de gelip yemelisin’ demiş.

Teyşa yalvarsa da yakarsa da Pişni’yi yemekten vazgeçirememiş. Pişni ne olduğunu bilmediği kırmızı meyvelerden tıka basa yedikten sonra uyumaya gitmiş. Karnı da tok olduğundan hemen uykuya dalacakmış ama o da ne! Pişni dayanılmaz bir karın ağrısı ile kıvranmaya başlamasın mı? Pişni bir yandan kıvranıyor bir yandan da arkadaşına sesleniyormuş:

Pişni: ‘Teyşa, gel kurtar beni…!’

Teyşa, var gücüyle arkadaşının yanına koşmuş; ama elinden gelen hiçbir şey yokmuş. Pişni karın ağrısıyla kıvranırken Teyşa’nın aklına geçen gün tanıştığı ve arkadaş olduğu geyiği çağırmak gelmiş. Geyikle sohbet ederlerken sağlık konularında çok bilgili olduğunu hatırlayan Teyşa, hemen geyiğin yanında almış soluğu. Geyik durumu anladıktan sonra şifalı otlardan bir ilaç hazırlamış ve Pişni’ye bu ilacı içirmiş.

Pişni’nin karın ağrısı içtiği şey sayesinde geçmiş. O günden itibaren Pişni bir daha asla bilmediği yiyecekleri yememe kararı almış. Teyşa’nın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anlamış. O günden itibaren Teyşa’nın sözünden çıkmamış.

Gökten üç elma düşmüş…

 

ÇUFÇUF TREN İLE KARAKARGA KAKLAK
ÇUFÇUF TREN İLE KARAKARGA KAKLAK

Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde pireler berber iken, develer ise tellal iken, sincaplar ormanlarda zıp zıp koşar iken… Uzak mı uzak diyarların birinde büyük bir orman varmış. Bu orman, içinde yaşayan hayvanları ve bir sürü farklı ağaçları ile herkesin hayran olduğu güzellikte bir ormanmış. Bu ormanın kenarında büyük bir tren yolu da varmış.

Ormanın kenarından geçen ren yolundan her gün büyük mü büyük, güzel m güzel bir tren kasabadan şehre gitmek üzere yol alıyormuş. Ormanda yaşayan hayvanların hepsi trenin geleceği zamanı iple çekermiş. Çünkü tüm hayvanlar üzerinden dumanlar çıkaran bu treni çok ama çok severmiş. Tren ormana geldiğinde kendisini seven bütün hayvanları selamlamak ve geldiğini haber vermek için düdüğünü öttürürmüş:

 

Tren: ‘Düüüüüütt!’

 

Ormanda yaşayan hayvanlar bu sesi duydukları vakit heyecanla koşmaya başlarmış. Kiminin elinde bavulları kiminin elinde çocukları herkes trene doğru sevinçle koştururmuş. Tren tüm içtenliğiyle kendisine doğru koşan hayvanları selamlarmış. Hayvanlardan sevimli tavşanlar ve sincaplar da trenin bu selamına kulaklarını sallayarak cevap verirmiş. Ormanın renkleri dediğimiz çiçekler trene başlarını sallar, ormanın neşesi olan kuşlar ise trenle adeta yarış yaparmış Tren kendisini bu kadar sevinçle karşılayan hayvanlara ve çiçeklere keyifle güler, daha da yüksek sesle çuf, çuf ederek bacasından puf puf diye dumanını çıkarırmış.

 

Günlerden bir gün ormanın karakargası Kaklak, trenin düdüğünü öttürerek gelmesini ve tüm hayvanların onu neşe ile karşılamasını çok kıskanmış. Zaten huysuz olan Kaklak, hızla uçarak trenin yanına varmış:

 

Kaklak: “Bıktık artık senin bu sesinden tren kardeş! Senin sesini sevmiyoruz anlasana, neden öttürüp duruyorsun” demiş.

 

Tren karakarga Kaklak’ın bu sözlerine çok üzülmüş. Ormandaki tüm hayvanların kendisini çok sevdiğini zanneden tren, karakarganın lafları ile adeta yıkılmış.

Tren ertesi gün yine ormanın yanındaki yoldan geçerken tam düdüğünü çalacağı sırada aklına karakarganın söyledikleri gelmiş. Hemen kısaca çalmış düdüğünü ‘Düt’ diye ve kesmiş. Gelişini kimse duymasın diye yoldan yavaşça geçen tren, dumanını çıkara çıkara ormanın yanından geçmiş. Ormanın içinde yaşayan hayvanlar trenin neşeli düdüğünü beklerken bir de ne görsünler! Tren neşeli düdüğünü çalmadan yavaşça geçip gidiyormuş. Trene binmek isteyenler koşmaya başlasa da trene yetişememiş.

 

Tren ormanın içinden çok yavaş geçtiği için şehre varması da uzun sürmüş. Makinistler trenin gecikmesi üzerine bir arıza olabileceğini düşünmüşler. Treni bakım odasına almışlar. Kasabadan şehre de yeni bir tren koymuşlar. Bu yeni tren eski tren gibi eski değilmiş ama onun kadar neşeli de değilmiş. Asık suratı ile durur, neredeyse hiç gülmezmiş.

Ertesi gün trenin yolunu gözleyen ormandaki hayvanlar dumanı çıka çıka gelen treni görünce çok sevinmişler. Ama bir de ne görsünler! Bu tren onların sevimli, güler yüzlü treni değil!

 

Asık Suratlı tren: ‘Acele edin hantal tavşanlar, hey siz sincaplar ne diye bakıyorsunuz öyle? Bineceksiniz binin şu trene!’

 

Hayvanlar yeni trenin hem konuşmalarından hem de asık suratından hiç hoşlanmamışlar. ‘Ah ah nerede bizim eski güler yüzlü trenimiz’ diyerek ağlamaya başlamışlar.

Hayvanların bu halini gören karakarga Kaklak, trene söylediği sözlerden dolayı pişman olmuş. Herkesin onu ne kadar sevdiğini görünce, hemen şehre doğru uçup trenden özür dilemek istemiş.

 

Karga şehre uçmuş, büyük tren garına girmiş. Oradaki karga dostlarının yanına giderek telaşla sorusunu sormuş:

 

Kaklak: ‘Karga dostlarım, bu tren garında eski ve gülen suratlı, neşeli bir tren vardı. O tren nerede?’

 

Karga dostları Kaklak’a bakarak;

Kargalar: ‘O tren dün gece çok geç kaldığı için mühendisler onu bakıma aldılar’ demiş.

 

Kaklak hemen hızlıca uçmuş, gizlice bakım odasına girmiş. Gülen yüzü ile eski tren oradaymış. Ama yüzünden düşen adeta bin parçaymış. Karakarga Kaklak her şeye sebep olanın kendisi olduğunu biliyormuş ve çok pişmanmış. Hemen trenin yanına varmış:

Karakarga Kaklak: ‘Tren kardeş, ben sana geçen gün bir sürü söz söyledim, sesini sevmiyoruz dedim ya sen o laflarıma inanma! Biz seni çok seviyoruz. Sen gelmediğinde hepimiz çok üzüldük. Ben de ne kadar büyük bir yanlış yaptığımı o anda anladım’ demiş.

 

Çufçuf tren karakarganın ne kadar üzgün olduğunu görebiliyormuş. Demek ki ormandaki herkes onu çok ama çok seviyormuş. Çufçuf tren bu sözleri duyunca çok sevinmiş, neşesi yerine gelmiş. Karakargaya dönerek;

Tren: ‘Üzülme karga kardeş, ben seni affettim. Yarın geleceğim, herkese haber ver’ demiş.

 

Tren ertesi sabah eski neşesi ile ormanın içinden geçerken, ormanda yaşayan tüm hayvanlar sevinçle zıplamaya başlamış. Her şey eski günlere dönmüş ve hepsi çok mutlu olmuş…

Gökten üç elma düşmüş, üçü de neşeli çocukların olmuş…document.currentScript.parentNode.insertBefore(s, document.currentScript);