GÜZEL SESLİ ELYA VE PRENSİN MASALI

 

Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal pireler berber iken, ben dayımın beşiğinde tıngır mıngır sallanır iken, uzaklarda bir yerlerde koca koca çam ağaçlarının arkasında bir saray varmış. Bu sarayda kral kraliçe ve de oğulları prens yaşarmış. Prensin de bir bakıcısı varmış. Bakıcısının ses tonu ve sesi o kadar çirkinmiş ki daha bebekken bile bakıcısı prense ninni söylerken prens çığlık atarak ağlamaya başlıyormuş. Prens büyürken de dadısının sesinden o kadar rahatsız oluyormuş ki dadısıyla beş dakika bile aynı odada durmaya tahammül edemiyormuş. Prens kendi içinden kendi kendine söz vermiş. Bir gün evlenirsem bu diyarın en güzel sesli kızıyla evleneceğim. O kadar güzel sesi olsun ki oturup sabahtan akşama kadar yanından kalkmak istemeyeyim diye düşünmüş. Gel zaman git zaman prens 18 yaşına gelmiş ve kral artık prensin evlenme zamanının geldiğini düşünüyormuş. Bir gün prense evlenmesi gerektiğini söylemiş. Prens de evlenirim ama bir şartım var demiş ve olan biten her şeyi, kendine verdiği sözü babasına tek tek anlatmış. Babası da oğlunun bu yegane isteğini kıramamış. En sonunda bütün ülkeye bir ilan astırmış. Prens diyarın en güzel sesli kızını arıyor diye bir ilan bastırmışlar ve ağaçlara kadar her yere asmışlar.

Onlar orda en güzel sesli kızı arayadursunlar, civar köylerden birinde Elya diye bir kız yaşıyormuş. Elya’nın sesi o kadar güzel, o kadar berrakmış ki, konuştuğunda insanlar ona hayran kalır, bahçede iş yaparken şarkı söylemeye başladığında etrafındaki herkes yaptıkları işleri bırakıp Elya’yı dinlemeye başlarlarmış. Ne var ki Elya ve köyünde yaşayanlardan kimse köylerinden ayrılmazlarmış. Bu yüzden diyarın en güzel sesli kızının arandığından ne Elya’nın ne de Elya’yı tanıyan hiç kimsenin haberi yokmuş.

Bir gün Prens ormanda atıyla gezintiye çıkmış. Tüm diyardan neredeyse tüm kızlar gelip ses yarışmasına giriyormuş fakat daha prensin gönlünü titreten bir ses çıkmamış. Prens bu düşünceler dalmış atıyla birlikte ağır ağır ilerlerken ne kadar uzaklaştığının farkına varmamış. Kendini bir ormanın içinde bulmuş. Yavaş yavaş burası neresi diye bakınırken, uzaklardan bir yerden şu ana kadar duyup duyabileceği en naif, en kibar konuşmayı duymuş. Biraz daha yaklaştığında kız birden şarkı söylemeye başlamış. Uzaktan kızı izlemeye başlamış. Kız bir yandan çilek topluyor, bir yandan da şarkı mırıldanıyormuş. Ama o kadar tatlı söylüyormuş ki, prens tüm gün oturup onu dinleyebileceğini düşünmüş. Tam böyle düşünürken fark etmiş ki hayatını birleştireceği kız bu kız olmalıymış. Kararını vermiş ve kızın yanına doğru gittiğinde kız sesi duymuş aniden ayağı takılmış. Tam düşecekken pren bir koluyla onu tutuvermiş. Prens şaşkınlıkla bakakalmış. Şimdiye kadar gördüğü en güzel gözler, en güzel yüz, en güzel ses bu kızdaymış. Elya da prensi görür görmez şaşkına dönmüş. Prens o kadar yakışıklıymış ki, Elya hayranlığını gizleyememiş. Daha sonra prens Elya’yı uzaktan dinlediğini, kendine verdiği sözü, sarayda olup biteni anlatmış ve diz çöküp Elya’ya,’’ Benimle evlenip, beni dünyanın en mutlu ve huzurlu erkeği eder misin? ‘’ diye sormuş. Elya baştan çok şaşırmış ama çekinerek de olsa kabul etmiş. 40 gün 40 gece düğün yapmışlar. Elya kendisi gibi güzel sesli kendisi ve prens gibi güzel yüzlü 3 tane de erkek çocuk doğurmuş. Tüm hayatları boyunca da mutlu mesut yaşamışlar.

Yorum Bırakınız